Ergenekon'un tesadüfler zinciri

Son günlerde dikkatleri üzerine çeken bir hukuk adamı yüzünden 'Ev alma komşu al' sözü sıkça çalınır oldu kulağıma. Ergenekon operasyonunu yakından takip eden meslektaşlarım, Metin Çetinbaş ile komşuluğumuza bu atasözüyle atıfta bulunuyorlar. Sanki kendisinden soruşturmayla ilgili özel bilgiler alıyorum da... Böyle bir şey yok halbuki. Tebessümlü bir merhabanın dışında paylaşımımız apartman giderlerinden ibaret. Komşuluk ilişkilerini bir tarafa bırakırsak...

 

Türkiye, Metin Çetinbaş ismini Susurluk Kazası ile duydu. Çetinbaş, Susurluk davasına bakan ilk mahkemenin, 6 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin başkanıydı. Kendisiyle ilk karşılaşmamız muhabir olarak takip ettiğim Susurluk Davası'nın açıldığı o günlere denk düşer.

 

Dava devam ederken yaptığı bir açıklama, ertesi gün çıkan gazetelere manşet, televizyonların akşam bültenlerine ilk haber olmuştu. İtalya'da Temiz Eller Operasyonu'nu yapan efsane savcı Antonio Di Pietro'yu akıllara getiren Çetinbaş'ın açıklamasındaki en çarpıcı bölümü aktarıyorum; "- Suç işleyip de bazı siyasi, sosyal, idari ve yasal koruma kalkanlarını muhafaza edenler unutmamalıdır ki, adalet bir gün onlara da lazım olacaktır!" Bu açıklamayla gündem yaratan Susurluk Davası'nın Mahkeme Başkanı Metin Çetinbaş, emekli olduktan sonra İstanbul Yeşilköy'de serbest avukatlık yapmaya başladı.

 

Tesadüfe bakın ki Susurluk hakimi yıllar sonra yine 'derin devlet' vurgusu yapılan bir soruşturmayla kamuoyunun karşısına çıktı.

 

Ergenekon soruşturması çerçevesinde, kendi deyişiyle 'suç işleyip de bazı siyasi, sosyal, idari ve yasal koruma kalkanlarını muhafaza ettiği' iddia edilen bir isme; Kemal Alemdaroğlu'na adalet arıyor şimdi. Bu ilginç tesadüfü anlattığım kulağı delik bir dostum, Metin Çetinbaş ile ilgili başka bir durumdan bahsetti.

 

Meğer Çetinbaş, kamuoyunda 'Kara ses' olarak bilinen davada Metin Kaplan'a müebbet hapis veren hakim değil miymiş? İşin ilginç yanı Metin Çetinbaş mahkeme başkanı iken, aynı davada Veli Küçük'ün avukatı İsmet Koç müşteki avukatı olarak görev almış. İki hukuk adamı yıllar sonra şimdi Ergenekon soruşturmasında müdahil avukat olarak yan yana geliyor.

 

Dünyanın en büyük ikinci barosu olan İstanbul barosunda kayıtlı 20 bin avukat olduğunu düşünürsek tesadüfün büyüklüğü kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bu ayrıntı çok ilginçti ama bir noktaya takılmadan geçemedim. Ben, Veli Küçük'ün avukatı olarak Tayfun Ilıca ismini duymuştum; İsmet Koç değil.

 

Acaba dostum isimleri mi karıştırıyordu? Kendinden emin bir şekilde verdiği cevapla şaşkınlığımı bir kat daha arttırdı. Meğer Veli Küçük, sonradan verdiği bir kararla Tayfun Ilıca'nın değil, avukatı olarak İsmet Koç'un savunma yapmasını istemiş.

 

Veli Küçük, sahibi olduğu hukuk bürosunda Lions Kulübü Başkanlığı, Askeri Yargıtay Daire Başkanlığı ve Emekli Subaylar Derneği'nde yazarlık yapan farklı özellikli avukatları barındıran Tayfun Ilıca'dan vazgeçip, savunma yapması için neden İsmet Koç'u istemiş, doğrusu kestirmek zor! Ergenekon soruşturmasında tesadüflere dikkat çeken çok daha önemli ayrıntılar var. Onlar da bir sonra ki yazıya...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !