Ergenekon iddianamesinde birileri(!) unutuldu mu

Geçen hafta çok ilginç bir mektup aldım.

Ergenekon İddianamesi'ni hazırlayan Savcı Zekeriya Öz ve bazı güvenlik birimlerine de gönderildiği belirtilen mektupta Hrant Dink suikastı ile Malatya'daki Zirve Yayınevi'ne yapılan baskına dair ortak bir noktaya dikkat çekiliyor.

Bu ortak nokta, üniversite öğrencisi genç bir kız. Malatya'da Zirve Yayınevi'ne yapılan kanlı baskın ve Hrant Dink suikastı dava dosyalarında adı geçen genç kız, Ergenekon İddianamesi'nde yer almıyor. Üstelik iki dava dosyasında bulunan tek ortak isim olma özelliği taşırken!...

Mektubu kaleme alan kişi de bu duruma dikkat çekerek Savcı Öz'ün genç kızın ifadesine neden başvurmadığını sorguluyor. Hrant Dink suikastından sonra emniyette sorgulanan...

Ardından Zirve Yayınevi'ne yapılan baskınla ilgili olarak Emre Günaydın'ın sevgilisi olduğu iddiasıyla polisin ifadesine başvurduğu genç kız, acaba Ergenekon Soruşturması'nda gerçekten sorgulanmamış olabilir mi?

Mektubun sahibi işte tam bu noktada genç kızın bazı devlet görevlileri tarafından iki olayda kullanıldıktan sonra koruma amaçlı olarak iddianamede unutturulduğunu iddia ediyor. İşin aslı adı, iddianameye giren iki önemli olayda geçen genç kızın Ergenekon Soruşturması kapsamında göz ardı edilmesi pek mümkün değil.

Unutulması da... Geriye çok fazla seçenek kalmıyor. Bakalım Savcı Zekeriya Öz, bu duruma ne diyecek?

Gözümüz Çalışma Bakanı'nda

Ekim 2008 günü yürürlüğe girecek olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile gazetecilere tanınan yıpranma hakkı kaldırılıyor. Hükümetin bu haksız uygulamasına karşın basın örgütleri bugüne kadar seslerini yeteri kadar yükseltemedi. Hoş... Tabela örgütü olmayan basın meslek kuruluşu yok ki memlekette!

Neyse... Bunu geçelim de sözü Çalışma Bakanı'na getirelim. Bakan Çelik, gazetecilerin yıpranma payını kaldırırken teknolojinin geliştiğinden dem vurup 'Artık gazeteciler eskisi kadar yıpranmıyor' demişti.

Gürcistan'da Türk gazetecilerin başına gelenlerden sonra Bakan Çelik ne söyleyecek çok merak ediyorum. Aslında yalnız ben değil. Haber uğruna gözünü kaybeden Levent Öztürk ve basın kartını patron katında beyaz zarfta almayan tüm basın mensupları bakandan bir cevap bekliyor. Bekliyoruz...

Maratonun sırrı

Olimpiyat oyunlarının başlamasıyla birlikte cevabını hep merak ettiğim bir soru yine aklımda canlanıverdi. Acaba maraton neden 42 kilometre 195 metre koşulur?

Cevabı, şu sıralar çok satanlar listesinde başı çeken John Llyod ve John Mitchinson'un Cahillikler Kitabı'nda buldum. Meğer maraton aslında ilk olimpiyatlarda 42 kilometre koşulurmuş. Ta ki 1908 Londra olimpiyatlarına kadar. O yıl yapılan maratonun başlama ve bitiş noktası, kraliyet ailesinin yarışı en iyi izleyebileceği Windsor Şatosu'na göre planmış.

Buna göre maratonun 42 kilometre 195 metre sürmesi gerekiyormuş. Öyle de olmuş. Ve o gün bugündür maraton, Kraliyet ailesinin yarışı en iyi izleyebileceği bu mesafeye göre koşuluyormuş. İngiliz Kraliyet Ailesi'nin rahatı için!...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !